Dünyanın 8 harikası nelerdir ?

Sude

New member
Dünyanın 8 Harikası Nelerdir? Yedi Harikanın Ötesinde Kültürlerin, Toplumların ve İnsanlığın Ortak Hafızası

Dünyanın harikaları denildiğinde benim aklıma ilk olarak devasa yapılar, yüzyıllara meydan okuyan taşlar ve “Bunu insanlar gerçekten nasıl yaptı?” dedirten eserler geliyor. Fakat biraz araştırınca konunun yalnızca mimariyle ilgili olmadığını fark ediyor insan. Bir yapıya “harika” denmesi; onu inşa eden toplumun inançlarını, siyasi gücünü, ekonomik imkânlarını, estetik anlayışını ve hatta bugün o yapıya yüklediğimiz anlamı da anlatıyor.

Üstelik “Dünyanın 8 Harikası” diye tek ve evrensel olarak kabul edilmiş resmi bir liste bulunmuyor. Burada önemli bir ayrım var: Antik Çağ'ın Yedi Harikası, 2007'de ilan edilen Yeni Dünyanın Yedi Harikası ve halk arasında bunlara eklenen çeşitli “sekizinci harika” adayları birbirinden farklı kavramlar. New7Wonders tarafından 2007'de açıklanan liste yedi eserden oluşuyor ve kuruluşun açıklamasına göre dünya çapında 100 milyondan fazla oy kullanılmış. New7Wonders of the World+1

Bu nedenle “8 harika hangileri?” sorusuna cevap verirken yalnızca isimleri sıralamak yerine, bu yapıların farklı toplumlarda neden bu kadar önemli görüldüğüne bakmak çok daha ilginç.

Yeni Dünyanın 7 Harikası Hangileri?

2007 yılında Lizbon'da açıklanan Yeni Dünyanın Yedi Harikası şunlardır:

1. Çin Seddi – Çin

2. Petra – Ürdün

3. Chichén Itzá – Meksika

4. Kurtarıcı İsa Heykeli (Cristo Redentor) – Brezilya

5. Kolezyum – İtalya

6. Machu Picchu – Peru

7. Tac Mahal – Hindistan

New7Wonders'ın resmi açıklamasında bu yedi yapının kendi aralarında bir sıralamaya tabi tutulmadığı özellikle belirtiliyor. Yani Kolezyum'un Machu Picchu'dan, Tac Mahal'in Petra'dan “daha harika” olduğuna ilişkin resmi bir derece bulunmuyor. New7Wonders of the World

Burada dikkat çekici nokta, listenin coğrafi ve kültürel çeşitliliği. Çin'den Güney Amerika'ya, Ortadoğu'dan Avrupa'ya ve Güney Asya'ya uzanan bir tablo görüyoruz. Bu çeşitlilik, “harika” kavramının artık yalnızca Batı merkezli bir tarih anlatısından ibaret olmadığını gösteren önemli bir ayrıntı.

1. Çin Seddi: Bireysel Kahramanlıktan Çok Kolektif Gücün Sembolü

Çin Seddi, tek bir dönemde ve tek bir hükümdarın emriyle yapılmış basit bir yapı değil. UNESCO'ya göre farklı Çin imparatorlukları döneminde MÖ 3. yüzyıldan MS 17. yüzyıla kadar savunma amacıyla inşa edilen çeşitli sistemlerin toplam uzunluğu 20.000 kilometreden fazla. UNESCO World Heritage Centre

Bana göre Çin Seddi'nin en etkileyici tarafı tam da burada ortaya çıkıyor. Bir kişinin başarısını temsil etmekten ziyade, nesiller boyunca devam eden kolektif organizasyonu temsil ediyor.

Bu açıdan Çin kültüründeki devlet, toplum, sınır ve düzen anlayışını düşünmek mümkün. UNESCO da Seddi yalnızca askeri bir yapı olarak değil, Çin tarihindeki tarım toplumları ile göçebe toplumlar arasındaki çatışma ve etkileşimin fiziksel kanıtlarından biri olarak değerlendiriyor. UNESCO World Heritage Centre

Burada şu soru ortaya çıkıyor: Bir yapıyı büyük yapan şey onu tasarlayan kişinin zekâsı mı, yoksa onu yüzyıllar boyunca yaşatan toplumun kolektif emeği mi?

2. Petra: Ticaret Yollarının Ortasında Bir Medeniyet

Ürdün'deki Petra, kayalara oyulmuş yapılarıyla ilk bakışta görsel bir mucize gibi duruyor. Fakat Petra'nın önemi yalnızca estetik güzelliğinden kaynaklanmıyor.

Petra, farklı coğrafyaları birbirine bağlayan ticaret yolları üzerinde gelişmiş bir kent olarak düşünüldüğünde çok daha anlamlı hale geliyor. Burada “harika” kavramının başka bir boyutunu görüyoruz: kültürler arası bağlantı.

Petra'nın bize anlattığı şey yalnızca “Bir toplum kayaları oyabiliyordu” değil. Aynı zamanda ticaretin, hareketliliğin ve farklı toplumlarla kurulan ilişkilerin medeniyetlerin gelişimindeki rolü.

Bugün turistlerin Petra'yı tek bir ülkenin tarihi eseri olarak görmesi kolay. Oysa tarih boyunca kentler çoğu zaman günümüz ülkelerinden çok daha karmaşık kültürel ağların parçasıydı.

3. Chichén Itzá: Maya Dünyasının Bilim, İnanç ve Toplumla Buluşması

Meksika'nın Yucatán Yarımadası'ndaki Chichén Itzá, Maya uygarlığının en önemli arkeolojik merkezlerinden biri.

Burada modern insanın “anıtsal yapı = siyasi güç” şeklindeki basit yorumunun yeterli olmadığını düşünüyorum. Chichén Itzá örneğinde astronomi, mimari, dini düşünce ve toplumsal organizasyon birbirinden ayrılmaz şekilde karşımıza çıkıyor.

New7Wonders kampanyasının 2007'deki etkinliklerinde bölgedeki Maya ve Yucatán kültürüne özellikle vurgu yapılmış, geleneksel müzikler ve Maya dilindeki performanslar düzenlenmişti. New7Wonders of the World

Bu da bize önemli bir şey söylüyor: Bir tarihi yapı yalnızca geçmişte yaşamış insanların eseri değildir; günümüzde o bölgede yaşayan insanların kültürel kimliğinin de bir parçası olabilir.

4. Kurtarıcı İsa Heykeli: Brezilya'da Dini Sembolden Kültürel İkona

Rio de Janeiro'daki Kurtarıcı İsa Heykeli, diğer harikalardan biraz farklı bir karaktere sahip. Antik bir medeniyetin kalıntısı değil; 20. yüzyılın modern dünyasında ortaya çıkan bir anıt.

Bu nedenle “harika” kavramının zamanla nasıl değiştiğini görmek açısından önemli.

Heykel Brezilya'daki Hristiyan kültürüyle ilişkili olmakla birlikte bugün Rio de Janeiro'nun ve genel olarak Brezilya'nın görsel kimliğinin de güçlü bir parçası haline gelmiş durumda.

Burada dini anlam ile ulusal ve yerel kimliğin nasıl birleştiğini görebiliyoruz. Bir yapı başlangıçta belirli bir inancı temsil ederken zamanla çok daha geniş bir kültürel sembole dönüşebiliyor.

5. Kolezyum: Roma'nın Gücü ve Toplumsal Gösteri Kültürü

Roma'daki Kolezyum denildiğinde çoğu kişinin aklına gladyatörler geliyor. Fakat yapı bundan daha geniş bir toplumsal sistemi temsil ediyor.

Kolezyum, Roma İmparatorluğu'nun mimari ve mühendislik kapasitesinin yanında kitlesel eğlence kültürünü, siyasi otoriteyi ve toplumun farklı kesimlerini aynı mekânda bir araya getiren kamusal yaşamı da anlatıyor.

Bence burada ilginç bir karşılaştırma yapılabilir. Çin Seddi sınırları ve güvenliği simgelerken Kolezyum şehir merkezindeki kamusal yaşamı ve gösteriyi simgeliyor. İkisinde de büyük bir organizasyon gücü var fakat toplumsal amaçları oldukça farklı.

6. Machu Picchu: İnsan ile Doğa Arasındaki İlişki

Peru'daki Machu Picchu, “insan doğaya hükmeder” fikrinden ziyade “insan doğayla birlikte nasıl yaşayabilir?” sorusunu düşündürüyor.

UNESCO, Machu Picchu'yu hem kültürel hem de doğal değere sahip bir Dünya Mirası alanı olarak tanımlıyor. Yaklaşık 2.400 metre yükseklikte bulunan alan; terasları, yolları, sulama sistemleri ve mimarisiyle İnka uygarlığının gelişmiş arazi kullanımını gösteriyor. UNESCO World Heritage Centre

Bu yapı bana göre özellikle günümüz açısından önemli. Modern kentleşmenin doğayla ilişkisini tartıştığımız bir dönemde, yüzlerce yıl önce dağlık bir ortamda kurulan bu sistemlere bakmak insana farklı sorular sorduruyor.

7. Tac Mahal: Bir Aşk Anıtından Daha Fazlası

Hindistan'daki Tac Mahal, çoğunlukla romantik bir hikâyeyle anlatılıyor. Babür İmparatoru Şah Cihan tarafından eşi Mümtaz Mahal'in anısına yaptırılan yapı, gerçekten de bu kişisel hikâyeyle bağlantılı. UNESCO'ya göre inşası 1632 civarında başlamış ve ana yapı 1648'de tamamlanmış. UNESCO World Heritage Centre

Ancak Tac Mahal'i yalnızca “aşkın sembolü” olarak anlatmak bana eksik geliyor.

Yapının mimarisinde İslam sanatı, Hint coğrafyasının estetik gelenekleri ve Orta Asya ile İran'dan gelen zanaatkârların katkıları bulunuyor. UNESCO, yapının inşasında imparatorluğun farklı bölgelerinden ve Orta Asya ile İran'dan çeşitli sanatçı ve zanaatkârların görev aldığını belirtiyor. UNESCO World Heritage Centre
 
Üst